İsmail AKYILDIRIM yazdı...
Dışarı da eksi 35 derece soğuk.
Sobaya külçekenle birkaç kömür daha attım.
Çaydanlık fokurdamaya başladı.
Demlenen çay kan kırmızı rengini aldı.
Bir iki yudum çektim...
Feyzo içeri girdi.
"Günaydın gardaş"
Günaydınına karşılık verdim;
"Günaydın Feyzocum"
Sobanın üzerinde kaynayan çay ikimize de keyif katmıştı...
Telefon çalmaya başladı.
Alo... Alo...
"Çocuklar ne yapıyorsunuz?"
"Ne yapalım abi... Matbaayı açtık... Gazeteye başlıyoruz."
"Çay var mı?"
"Olmaz mı abi... Hemi de kan kırmızı!"
"Tamam bende geliyorum."
Matbaanın kapısından içeriye Erol abi girdi...
"Eksi 35 derece soğukta o sıcak böreği nereden buldun patron?"
Gülümsedi...
"Satandan aldım..." "Hadi gelin yiyelim."
Kibar Feyzo yavaş yavaş, gıdım gıdım yerken, ben balık atlama daldım!
Saat ilerledi... Öğleye yaklaşıyordu.
Benim okul saatim gelmişti.
"Erol abi ben okula gidiyorum. Akşam geleceğim" dedim.
"Dur" dedi... Elini cebine götürdü...
Hatırı sayılır bir harçlık verdi bana.
Cumhuriyet Lisesi kantini ve ben, kim tutar dı bizi?
Ertesi gün gazeteye geldiğimde Erol abi yoktu...
Erol abi, İstanbul'a dönmüştü.
Orada da işleri yoğundu.
Aradan aylar geçti...
Günlerden bir gün, okul dönüşü gazeteye geldim.
Feyzonun morali bozuktu.
"Ne oldu?" Dememe kalmadı,
Burhan ağabeyim içeri girdi.
Anlattı...
"Birileri matbaalarına entertip dizgi makinası getirmiş."
Devam etti... "Bittik" dedi...
Bu makine elle dizgiyi bitiren o dönemin kurşun harflerini,
kendisi döküp, kendisi dizen bir makineydi...
Başa çıkılamaz bir canavar!
Yani, gazeteyi vasıflı çıkaracak olan bir dönemin teknoloji harikası!
***
O yıllarda, belirtilen şartlara uyacak,
10 punto ebadında yazılarla,
8 sütün gazeteyi çıkarabilen ve ilan
alabilecek babayiğit bir gazete var mıydı, bilmiyorum.
Bir iki gazete valiliğe müracaat yapmıştı...
Birisi rahmetli Sefer amcanın sahibi olduğu,
Tan matbaası ve Kars Postası Gazetesiydi...
***
Tökezledik... İlan alamaz isek, gazetemiz nasıl ayakta duracaktı?
Müracaatlar yapıldı.
Burhan abim, bana "senin kafan çalışır oğlum" dedi.
"Var mı aklından geçenler?"
9 yaşında matbaada çırak başlayan ben...
13 - 14 yaşında öğrenci olan bir çocuktan,
yani benden görüş belirtme mi istiyordu...
***
Erol abimize, yani patronumuza,
hissettirmeden bir çözüm bulmalıydık!
Feyzo... (Feyzullah Mamük)
Benim can arkadaşım... Yoldaşım... Sırdaşımdı!
"Ben bunu yazdım kumpasa diziyorum Feyzo" dedim.
"Peki ya Burhan abiye ne diyeceğiz?"
"Bana sordu ya, ben de gereğini yapıyorum fena mı?" Dedim...
"Çıkar Feyzo 72 Puntoyu! Çıkar!"
" BİR DİLEKÇE DE BİZ VERECEĞİZ ! "
14 yaşımda hayatımın en zor manşetini attım...
Uçarı kaçarı yoktu... Haber'i girdim:
HÜRYURT gazetesi vasıflı olarak yayın hayatına devam edecektir.
Kurucumuz Seyfi Hüryurt'a söz verdik!
Gök kubbe var oldukça, Hüryurt istikametine devam edecektir!
Vasıflı olarak, Kars'a hizmet etmeyi kendimize şiar edindik!
Gazeteyi bastık...
Akşam saatlerinde Burhan ağabeyim gazeteye geldi.
İlk önce fark etmedi.
Sonrasında basımı gerçekleşen Hüryurt'umuzu eline aldı...
On defa, belki on beş defa,
Gözleri dolarak dakikalarca okuyup ağladı...
Bizde onun o kıymetli gözyaşına ortak olduk!
Burhan ağabeyim, ben, Feyzo ve elimizde ki Hüryurt ile beraber,
dört kişi dakikalarca duygulu anlar yaşadık.
Burhan ağabeyim,
"Yağmasakta gürledik be oğlum!" Dedi...
"Vasıflı yayın yapmasakta,
dostlarımıza ve okurumuza güven verdik."
"Yok olmaz ağabey... Olmaz !"
"Biz vasıflı çıkacağız... "
Karar vermiştik...
Ekmek teknemiz, can suyumuz,
gözümüz olan gazetemiz yaşayacaktı!
***
Karar aldık ve...
Erol ağabeyimizi aradık.
Nedir dedi?
Hal, hikaye böyle dedik...
"Entertip ise entertip, ofset ise ofset!
10 güne kadar elinizde!
Kimseye düşman değiliz...
Ama kimselerden de geri kalmayız.
Ben Erol Hüryurt olduğum müddetçe, Hüryurt yaşayacak!..
Gazete benim değil, sizin!
Burhan benim gardaşım...
Gazetenin benden sonra patronu odur!
Sözünden çıkmayın! İtaat edin!
Her bir malzemeniz elinize ulaşacak...
Rahat olun, kendinizi de yıpratmayın."
O koca yürekli adam, o cesur ses tonuyla,
yüreğimize serin bir su serpilmişti adeta!
***
10 gün sonra malzemelerimiz geldi.
Yarış başladı!
Hüryurt ailesi olarak denetimi başarıyla geçtik!
Kırmızı renkli logo başlıkla yayınlanan Hüryurt'umuz vasıflı olmuştu.
Erol ağabeyinin fitili ateşlemesi ve her defasında bizlere cesaret vermesiyle,
her yarışı birinci sırada bitirdik...
Biliyorduk ki arkamızda sihirli bir güç vardı artık!
Aynı tencereden yemek yediğimiz, ayrıyı gayrıyı bizlere tattırmayan,
acıda ve mutlulukta hep beraber olduğumuz bir patronumuz vardı...
***
Hala merak ediyorum...
Eksi 35 derece soğukta, sabahın ilk ışıklarında,
o sıcacık böreği nereden bulup getirmişti?
Evet sabahın ilk ışıkları... Işıklar içerisinde uyu Erol ağabeyim!
Seni unutmak mümkün olmayacaktır!